Orta Çağ, Kime Göre Karanlık

Yazan: 23 Nisan 2024 2934

Günümüzde muasır medeniyet seviyesine haiz görülen Avrupa(!) Orta Çağda, İslam bilim adamlarının astronomi, coğrafi, fizik gibi muhtelif alanlarda, uzun yıllar süren gözlem ve deneye dayanarak husule getirdiği malumatlarının, ucuz bir kopyacısı ve ezbercisi derekesindeydi.

Müslümanlar, miladi 10.yy. dan itibaren, Avrupa’yı tesiri altına almaya başlamıştı. Albertus Magnus, Michael Scotus, Ragor Bacon gibi Hristiyan din adamları tarafından, Arapça eserlerden Latinceye pek çok çeviri yapıldı. Bu aktarım süreci, Avrupalılar için düşmanlarının bilimini almak anlamına geliyordu. Ve kısa süre zarfında gelişen bazı hadiseler, Müslüman dünyaya olan bu ilginin masum bir tercüme faaliyetinden ziyade hasetlikten tebellür ettiğini bize ihtar edecekti.

1096 yılında Papa 2.Urban, Hristiyanlara, Müslümanların elinde bulunan kutsal toprakları kurtarma çağrısını yapmasıyla Haçlı Seferlerini başlattı. İşin içine Doğu’nun zenginliklerine ulaşma arzusu da eklenince Hristiyanlar, Müslümanlara karşı çok sert bir mücadeleye girişti. Bu akınların neticesi, genel olarak İslam dünyasının lehine olmasına rağmen asıl karlı çıkan taraf Avrupalılar olacaktı. Mesela; Haçlılar, bir süreliğine ele geçirdiği İskenderiye şehri üzerinden, İslam coğrafyasından öğrendiği ilmi ve teknik malumatları İtalya'ya ve sonra tüm Avrupa'ya taşıdı. Haçlı seferleriyle Arap kâğıt sanatını tanıyan ve ülkesine ulaştıran İtalyanlar, kâğıt tekniğini modifiyeci edasıyla geliştirerek Arap pazarını ele geçirecek hale geldi. Ve bu gelişme sayesinde bilgiye daha rahat ulaşım sağlayan İtalya, Rönesans'a kapı araladı.

1492'ye geldiğimizde, Avrupalı Hristiyan kuvvetlerinin hücumları neticesinde, Batı Avrupa'daki 800 yıllık Müslüman varlığının son kalesi olan Granada düşmüş, İslam coğrafyasının önemli kültür merkezlerinden biri olan Endülüs İspanya'sı, tamamen Avrupalının idaresi altına girmişti. Bu olayla beraber Müslümanlar, bilim alanındaki öncülüğünün son devresine girerken; Avrupalı , bu coğrafyadan almış olduğu denizcilik alanındaki teknik bilgilerle, her karışını sömüreceği yeni bir dünyanın sularına doğru yelkenlerini açmıştı.

Bu sömürgeci zihniyete zemin teşkil eden Coğrafi Keşiflerin ilk olarak İspanya ve Portekiz de vuku bulması bir tesadüf değildi. Özellikle İber yarımadasında bir dönem var olan İslam medeniyeti ve ondan neşet eden coğrafya ve haritacılık hususundaki ileri teknik seviye, ilk önce bu coğrafyada özümsenecekti.

İspanya kralının desteğiyle Amerika'ya ulaşan Macellan 'ın okyanusta seyrüsefer etmesine   cesaret veren şey, Müslüman bilim adamlarınca geliştirilen pusulaların ve haritaların elinin altında olmasıydı. Müslümanlar, ellerinde bulunan haritaların aslen mimarıdır ama işte haritacılık Yunanlıların ve 15 yüzyıldan itibaren de Avrupalıların eseri olarak kabul edilir. Bu hadise, tarihin Avrupalı elinde her türlü gözbağcılığının ve hokkabazlığın yapıldığı bir panayır alanı haline geldiğini bize gösteren misallerden biridir.

Batı, bilim ve teknik seviyesinde süründüğü tırtıllık halinden kelebeğe dönüşüp yükseklere kanat çırpabilmesi evresine ancak 16.yüzyılda ulaşacaktı. Bu yüzyıla kadar İslam coğrafyası bilimde, tartışmasız, tek otorite konumundaydı.

Müslümanların bilim ve teknikte otorite haline gelmesi, tarih sahnesine çıkışlarının ilk yüzyılında bilmeye ve öğrenmeye olan susamışlıklarının neticesidir. İlk olarak Yunanlıların bilim mirasını yoğun tercüme faaliyetleri ile almaya başladılar. Akabinde Babil, eski Mısır, Hint gibi medeniyetlerin eserlerinden çeviriler oldu. Devraldıklarını çok yüksek bir seviyeye ulaştırmaktan başka birçok yeni bilimler ortaya koydular. Ve bunu yaparken de kaynaklarının isimlerini tam olarak belirterek, özellikle Yunanlı öncüllerinin hakkını da vermeye özen gösterdiler.

Batılılar ise bu durumun tam aksine, çokça istifade ettiği Müslümanlara ait eserleri, altına Yunanlı isimleri yazarak yayınlamış, Doğu karşısında ilmin haysiyet sınırını ihlal etmekten hiç çekinmemişlerdi.

Mesela; Yunan kaynakların, Arapçaya tercümelerinde önemli bir rolü Huneyn bin İshak 'a (3./9.yy) ait ve aynı zamanda göz hakkında yazılan ilk kitap olan eserin, Yunanlı tıp adamı Galen'e aitmiş gibi Avrupa'da yüzyıllardır okutulması hayrete şayandır!

Er-Razi (4./10 yy.), yüzyıllarca tartışmasız tıp otoritesi olarak bilinmiş ama yine Avrupalı için tıbbın babası Yunanlı Galen’dir (M.S. 2yy). İbn El-Heysem (5./11 yy.) optik biliminde çığır açıcı metotlar getirmiş ama modern fiziğe deneysel metodu getiren ilk kişi İngiliz Roger Bacon'dur(13.yy).

Dahası, Yunanlılarla beraber Babilliler ve Eski Mısırlılar bilim mirasında milat kabul edilecek icatlarından bahsedilir de Müslüman coğrafya ‘ya bu mirası aktarıcı olmaktan başka bir paye verilmez. Mezkûr coğrafyaya, uzun mesafeler arası gaz tedarik eden bir boru hattı muamelesi yapmak insana el-insaf dedirtecek cinsten...

Ne acıdır ki! Türkiye’de, Avrupalıların bilimde bu noktaya gelmesini İslam dünyasına borçludur, desek Müslümanlar bir şey mi icat etti sanki?! Diye hücuma geçecek kafaların çıkması Kemalizm'in beyinleri iğdiş ettiği bu vasatta şaşırtıcı bir durum olmayacaktır.

Muasır medeniyet hevesine düştüğümüz ve Avrupalı karşısında aşağılık duygusuna kapıldığımız bu zamanlarda, dünümüz ve bugünümüz arasında tenazuri bir mukayese yapmak, köklerimizi kucaklayabilecek tecrit ve teşhis cehdine sahip olmak zor mesele...

Bu tarihi ve asri meseleyi anlayabilmek ve hamledebilmek, ulvi bir fikir hassasına sahip Müslümanlara havale...

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden

© 2022 Seriyye Dergisi