34. Sayımız Çıktı!

15 Eylül 2021

TAKDİM

Müslümanlığın güçten tam düşürülmesi, gene ancak Müslümanlar eliyle olabilir. Müslümanlığın, Müslümanlık aleyhine kullanılması, Şeytan’ın kadim tarihi boyunca bulduğu en kullanışlı usuldür!

“Laik Türkiye”de, bu usulün dışa sızan en bilindik cümlesi, herkesin malûmu:

-Kur’an’da Şeriat mi var?

Şeriat’i oyun ve kural dışı göstermek suretiyle, Şeriat ile beraber, Kur’an’ı ve İslam’ı da toptan yok saymak ve böylece İslam’ı, içi oyulmuş ve kabuktan ibaret bırakılmış bir ceviz şekline sokmak emeliyle beraber, her daim bir tekerleme gibi kullanılan bu cümle, sistemli İslam düşmanlarının imalatıdır ama şimdilerde kullanımı maalesef gene geniş Müslümanlık kitlelerine münhasırdır… Böyle olmasaydı, “Kur’an’da Şeriat mi var!” denir denmez, bunu her diyene, kendimizi değil, sinsilik ile beraber cehaletini de göstersin diye Kur’an’ı konuştururduk:

 “Sonra (Ey Resûlüm!), seni din hususunda apaçık bir ŞERİAT sahibi kıldık. Sen ona (Şeriat’e) uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine uyma!” (Casiye-18)

Bugün Türkiye’de devlet plânında Şeriat’e uyulmadığı halde, millet plânında bu emel, bir asırdan bu yana, her daim bir hasret mevzuu idi… Böyleyken “Laik Türkiye’de devlet” için, bu hasreti kökten silmek de, belirttiği rejim itibariyle bir vazife idi… İşte 1961 darbe anayasası mimarlarından eski Adalet Bakanı ve ihlâslı (!) laik Mümtaz Sosyal’ın, her laik için kulağa küpe kabilinden çatılmış şu cümlesine bir bakın:

“Laik devlet, yalnız dinsel kurallarla iş görmeyen bir devlet olmakla kalmamalı, aynı zamanda dinin vicdanlara itilmesi için gerekli tedbirleri de alabilen devlet olmalı…” (100 Soruda Laiklik)

Evet! Bir asırdır, yırtıksız pantolonları altındaki, anatomik varlıklarını yırta yırta İslam’ı, vicdanlara itiyor, gerekli her tedbiri alıyorlar! Bunun için irtikâp etmedikleri zulüm, sergilemedikleri sinsilik kalmadı! Ama işte İslam, Şeriat’i de havi olarak Müslümanların gönlünde bir hasret mevzuu olarak hep kaldı…

Amma işte, duyun bizi Müslümanlar!

Bugün için Müslümanlık için en büyük tehlike, yüklemini “Kaldı!” diye kurduğumuz bu cümleyi “Kalmıştı!” yüklemiyle kurmak ve vaziyeti de olmuş-bitmiş bir şey olarak sunmaktadır…

Evet, görülmeyeni, kötü olmak pahasına göstermek için, “Duyun!” diyoruz!

Duyun ki; Müslüman Anadolu halkının 20 yıl canhıraş bir şekilde destek verip de, 20 yıl boyunca “tek başına iktidar” bonservisiyle idarede tuttuğu Ak Parti, CHP gibi İslam ve Şeriat düşmanı değilken, 20 yıl boyunca Aile, Eğitim, Sanat gibi sayısız başlıkta terennüm ettiği “AB” tandanslı ve Batıcı politikaları sebebiyle orta yere “dindar ama Şeriat’in muarız ya da bigânesi” olan geniş kitleler çıkarmıştır!

Hani muhal farz, Ak Parti hinterlandında “Şeriat ile idareye evet mi?” diye bir anket yapılacak olsa ve bu anket sonucuna da CHP dâhil, hiç kimsenin itiraz etmeyeceği söylense, böyle bir anketin neticesi kuvvetle muhtemel “Hayır!” çıkacaktır! Dikkat edin, “Kuvvetle muhtemel” diyoruz, bunu da bu kitleye havî Müslüman Anadolu halkı hakkındaki “Ümit kesilmez!” zannımız sebebiyle yapıyoruz, yoksa bu hinterlanda olanlar ve mukadder oluşlar halinde olacaklara bakınca “Mutlaka hayır çıkacak!” dememizi icap ettiren sayısız vetireye muhatap ve şahidiz…

Ama gene de biz; ilahî cilve gereği, Müslüman Anadolu halkının gönlünden Şeriat sevgisinin asla giderilemeyeceğini, aksine, bu sevginin giderilmesine vesile olacak işlere her kim imza atmışsa, Müslüman Anadolu halkının gönlünden bizzat o kimselere ait sevginin giderileceğine inanıyoruz…

Bu sebeple, 28 Şubat’ın en cafcaflı günlerinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun, oturduğu Meclis sırasından Şeriat’e küfreden hummalı bir CHP vekiline Meclis kürsüsünden:

-Şeriat, milletimin inancıdır! Ona hakaret edemezsin!”

Deyişini hatırlatıyor ve tek başına ve sapsade bu mümin tavrının, Muhsin Yazıcıoğlu’nu millet gönlündeki hususi tahtına yerleştirmek için tek başına yeter sebep olmuş olabileceğini kaydediyoruz…

Neticede kalplere sevgileri koyan da, Şeriat’in sahibi olan Allah’tır!

İşte; böyle günlerden geçiyoruz… Memleketin ahvali, görünenden öte, görünmeyen tehlikelerle kuşatılı…

Her halükârda güvenilmez Birleşmiş Milletler’in (BM), tıp sahasındaki mütealliki Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve bu örgüt karşısında, adeta kendisine ev ödevi verilen bir talebe mevkiine geçmiş Türkiye Sağlık Bakanlığı… Sağlık Bakanlığı, bizzat Bakan Koca’nın “Orta ve uzun vadede yan etkisi ne olur, bilinmez!” dediği mRNA aşılarını, zorla millete tatbik etmekte… “Zorla” diyoruz, çünkü aşı tatbikinin zorla yapılmakta olduğunu anlamayacak kadar saftirik değiliz!

Askere komutanı emrederek, memura amiri baskı yaparak, fabrika işçisine patronu kapıyı göstererek tatbik edilen aşı, zorunlu aşıdır! Ne yani, aşının zorunlu olması için illa ki, bir alçağın “Aşı olunmayanları, köpeklere uzaktan iğne atılması usulüyle aşılayalım!” diye ifade ettiği bir şekille mi aşı vurdurulmuş olması lazımdır! Türkiye’de el an, zorunlu aşı uygulaması vardır ve hükümet bunu zorunlu değilmiş gibi göstermek şeklinde icraya dökmektedir. Hem de, ancak “Kanun” yoluyla tatbiki mümkün olabilecek bu zorlamayı, bir İçişleri Bakanlığı “genelgesiyle” uygulamaktadır. Genelge, devlet dairesi idareleri ile özel iş yeri sahiplerine demektedir ki:

-Eğer aşı vurmayı kabul etmeyen çalışanın varsa, işten tazminatsız atabilirsin!

İşte bu şartlarda ekmeğiyle tehdit edilen ve adeta ekmeği, pençeleştirilip gırtlağına sardırılan mazlum ve gariban çalışanlar kitlesi, kahrede kahrede kolunu açıp uzatıyorlar, ama kendilerine zorla aşı yapılmış olmasını da öbür koluyla alıp ceplerine koyuyorlar… Vaziyetin fotoğrafını mı çekelim?

- Kurt için kış geçer, zorla aşı vurdurulmuş milyonlar için de salgın geçer ve kurt yediği ayazı, zorla aşı vurdurulmuş kimse de, aşı vurulsun diye edildiği tehditleri unutmaz! Ve bu durumu hükümet ne yazık ki, göremez!

Biz diyoruz ki; sırf sorumluluk altına girmemek için DSÖ’nün harfiyen emrine girenler, aslında belirttikleri sorumlulukla sırf DSÖ’nün emrine girmemeli idiler… Aşının faydasına iman mı ettiler, aşı gerçekten de faydalı mı? O zaman ellerinde telkin ve tebliğ yoluyla aşıya ikna etmek için sayısız enstrüman var iken, ne diye insanları tehdit diliyle aşının yamacına doğru yanaştırmayı tercih ettiler!

Böyle yaptılar çünkü, ellerindeki bu enstrümanları kullandıkça inanırlılıklarını yitirdiler… Dedik ve diyoruz ya; aşıya tıbbî gerekçelerle karşı değiliz ama aşıya taraftar resmî ağızlardan bile çıkan çok tenakuzlu açıklamalar, aşı mevzuunda akıl hanemize bir manga adedinde çengelli soru işaretini almamıza da sebep olan şeyin ta kendisi…

Ne yani; bunca soru işaretine rağmen, bu soru işaretini akıl hanemize sokanlara kalkıp, “gassalın elindeki meyyit” sadakatiyle itaat mi edelim? Hele bu itaatin biat silsilesi, alenen DSÖ’ne ulaşıyorken…

Allah, dinimizi, milletimizi, asıl görünmeyen bela ve musibetlerden korusun… Görünür olanların hakkından, gene Allah’ın yardımı ve izniyle milletimiz zaten gelecektir…

İnşallah…

 

Mesaj ile sipariş vermek için tıklayınız>>

Kitapyurdu üzerinden sipariş vermek için tıklayınız>>

Son Tweetler

Muhasebe - Mehmet Fatih Öztürk Seriyye Dergisi - Sayı 35 https://t.co/OOOmnP0ckv
Cehaletle Savunulan Dava - M. Sefai Aydoğdu Seriyye Dergisi - Sayı 35 https://t.co/CfaXK6u5CR
Müslümanın Şahsi Hayatı Yoktur! - Medine Aksema Seriyye Dergisi - Sayı 35 https://t.co/pw1NAnttPd
Takip Et Seriyye Dergisi on Twitter

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden

© 2018 Seriyye Dergisi