Müminlerin Dayısı ve Emir ül Mü'minin Hz. Muaviye

Yazan: 03 Ocak 2024 2438

Müslümanların Kuran ve Sünnet bağlılığını doğrudan bulandıramayacak olanların bu yolda öncelikle izlediği taktik bize Kuranı ve Sünneti eksiksiz, yanlışsız aktarma konusunda oldukça hassas olan Ashab-ı Kiramı gözlerden düşürmek olmuştur. Sahabe, Müslümanların gözünden düşerse aktardığı hadisler hatta Kuran bile sorgulanır, şüphelenilir duruma düşecektir.

Ashabı zedeleyip, Hadisleri reddedenler de iyi bilir ki, Hadisleri nakledenler gibi Kuranı bize aktaranlar da Sahabe efendilerimizdir. Eğer hadislerin güvenilmezliği söz konusu ise Kuranın da güvenilmez olması gerekirdi. Fakat Kuranın sıhhati ayetlerle sabittir. Başta Şia ve Mealciler gibi kendi çarpık inanışlarını kabul ettirmek isteyen her grup Peygamberimizin vaaz ettiği sahih İslam’a, hadislere ve bunu nakleden sahabelere düşman kesilmekteler. Onlara göre, sahabe kötü ve ahlaksız anlatılmalı ki kendileri düzgün ve temiz olsun. Ehli sünnete göre ise Ashab-ı kiram başımızın tacıdır. Hamdolsun bu bile Ehli Sünnetin doğru yolunun bir delilidir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyrulmuştur ki: Ashabımdan kimseye çekiştirmeyin. Zira sizden biriniz Uhud dağı kadar altının sadaka olarak verse onların verdiği bir ölçek hatta yarım ölçeklik sadakasına ulaşamaz.

Biz peygamberimizin arkadaşlık, dostluk yaptığı her bir mümini över, sever ve savunurken, onlar söver ve zemmeder.

Sahabeyi eleştirmenin, Hz. Muaviye’ye düşmanlık etmenin moda olduğu, evladın suçunu babasına yüklemenin, vefasızlığın çok kolay olduğu günümüzde, bize peygamberimizin akrabasına ve arkadaşına tazimi, İslam’ın yolunda harcanmış ömürleri övmeyi ve müminlerinin dayısının faziletini bildiren Allah’a hamd olsun.

Hz Muaviye (ra), Kureyş ulularından Ebu Süfyan ve Hint binti Utbe hazretlerinin çocuğu olarak bi’setten 5 yıl önce Mekke’de zengin, soylu ve yönetici bir ailenin evladı olarak dünyaya gelmiştir. İyi bir eğitim almıştır ve okur yazarlığı vardır. Küçüklüğünden beri çevresindekiler ondaki yöneticilik vasfını görmüşlerdir. Kendisi Arap’ın 4 dâhisinden biri olarak sayılmaktadır.

Şia’nın iddia ettiği gibi Ebu Süfyan, Hind ve Muaviye hazretlerinin gerçekten Müslüman olmadıkları iddiası delilsizdir.

Nitekim Hz. Muaviye Mekke’nin fethiyle Hudeybiye anlaşması arasında Müslüman olmuş, Hudeybiye’nin ertesi senesinde de peygamberimizle kaza umresine katılmış hatta Efendimizin saçlarını kısaltarak berberliğini yapmıştır.

Hind binti Utbe Mekke’nin fethinde Müslümanları Mescid-i Haramda Müslümanları ibadet ederken görmüş ve çok duygulanmıştır, Allah’ın evinde bu zamana kadar Allaha böyle ibadet eden bir topluluk olmadı, diyerek Müslüman olmuş ve evindeki tüm putları kırmıştır. Ebu Süfyan hazretleri de Mekke’nin fethinde Müslüman olup, akabinde bir çok cihada katılmıştır. Peygamberimizle birlikte katıldığı Taif muhasarasında bir gözünü kaybetmiş ve yere düşen gözünü eline aldığında peygamberimiz onu görmüş ve İstersen Allaha dua edeyim, gözünü yerine takayım ve iyileşsin, istersen de Allah sana cennette bir göz versin dediğinde, Ebu Süfyan hazretleri elindeki gözü yere atıp üstüne basarak, cennetteki göze talip olmuştur. Sonrasında Peygamberimiz kendisini Necran valiliğine atamıştır. Diğer gözünü de doksanlı yaşlarında katıldığı ve çok yararlılıklar gösterdiği Yermük seferinde kaybederek gazi olmuştur.

Hz. Muaviye Efendimiz Mekke’nin fethinden sonra Medine’ye geçerek Peygamberimizin vefatına kadar yanından ayrılmamış ve katipliğini yapmıştır. Hz. Ömer, halifeliğinde, onu önce Şam valiliğine atamış sonra da tüm Suriye’nin yönetimini ona vermiş ve İslam fetihlerinin kılıcı olmuştur.

Anadolu, Buhara, Kudüs, Sudan, Afganistan ve Hindistan’ın bir bölümü, ilk deniz zaferleri olan Kıbrıs ve Rodos da onun komutanlığında fethedildi, İstanbul kuşatıldı ve vergiye bağlandı. Hatta İstanbul’un fethi için en çok sefer düzenleyen de kendisidir. Bu fetihleriyle kendisine ‘Ebul Feth’ (Fethin Babası) denmiştir. (Ebu Eyyüb el Ensari Hz’leri de bu İstanbul kuşatmalarında şehit olmuştur.)

Kız kardeşi Ümmü Habibe hazretleri ise peygamberimizin hanımı olmuş ve müminlerinin annesi vasfını kazanmıştır. Bu vesile ile Hz. Muaviye’ye müminlerinin dayısı da denilmektedir.

Şia’nın Ashab-ı Kiram’a ettiği küfürler ve iftiralar malumdur. Bedirdeki sahabeler ve Hz Aişe anamızın faziletleri ayetlerle sabitken onlara bile tan etmektedirler ve kendilerine göre birkaç sahabe harici geri kalan tüm sahabelerin yalancı olduğunu iddia etmeye kadar varmaktadırlar. Yine Hadid suresi 10. Ayette de ‘Mekke’nin fethinden önce ve fetihten sonra Müslüman olanların bir olmayacağı ama hepsinin cennetlik olduğu’ müjdelenmektedir. Fakat Şia’nın gözü kara müfterileri bu ayetlere başka teviller getirerek ashabı kiramı zemmetmektedir. Tabi ki bu iftiralardan Muaviye hazretleri de payını almış ve hatta en önde saldırılan sahabelerden biri olmuştur. Bundan mıdır bilinmez bizim coğrafyamızda da ismi çocuklara verilmek hususunda pek yaygın değildir.

Hz. Muaviye’ye en önce saldırılmasının bir sebebi olarak da hilafeti veraset şeklinde oğluna bırakması sebebiyle olmaktadır. Fakat halifenin nasıl seçileceği hususunda Allah ve Resulünün belirlediği bir hüküm olmamakla birlikte, Hz. Ebubekir’in hilafeti ashabın önde gelenlerinin seçimiyle, Hz. Ömer’in hilafeti ise Hz. Ebubekir’in onu halife olarak ataması usulüyle olmuştur. Hz. Osman’ın halifeliği ise bir şura heyetinin seçmesiyle olmuştur. Yani aslında ilk üç halifenin seçimi de birbirinden farklı usullerle olmuştur. Hz. Muaviye de farklı bir usul olarak oğlunu halife olarak atamış ve bu veraset sistemden ceddimiz Osmanlı’da istifade etmiştir. Nitekim bir hadiste Alimlerin ihtilafında rahmet vardır buyurulmaktadır. Hz. Muaviye’de müçtehid bir sahabe olarak içtihadıyla kendinden sonrakilere bir rahmet kapısı açmıştır. Hem demokratik bir şekilde herkesin oyuyla seçilmek gibi bir usul de bulunmamaktadır. Günümüzün bir arızası olarak Müslümanlara bunun şart olduğunu düşündüren şey popüler kültürün dayatmasından başka bir şey değildir.

Peygamberimizin, kayını Muaviye hazretleri hakkında da pek çok duası da vardır:

Allah’ım! Muaviye’yi hidayet eden, hidayet ehli ve hidayete ehil kıl!

Efendimizin duasına mazhar olan Hz. Muaviye birçok fetihlerle islamı yayarak insanlara hidayet ettiği gibi günümüzde de batıl fırkaların kendisini zemmetmesi ve ehli sünnetin kendisini sevmesiyle doğru ile yanlışın arasını ayıran bir hidayet rehberi konumundadır.

Ablası Ümmü Habibe binti Ebu Süfyan Hz.leri vesilesiyle hane-i saadete girip çıkabilen Hz. Muaviye’ye bir Ramazan günü sahur vaktinde peygamberimiz şöyle dua etmiştir: ‘’Allah’ım Muaviye’ye hesap ve kitabı öğret, onu azaptan koru’’

Peygamberimiz de ondaki yöneticilik vasfını fark etmiş ve bir keresinde, Çöle İnen Nur’un abdest suyunu döktüğü sırada ona ‘’Ey Muaviye! Bir gün Müminlerin işlerini sen üstlenirsen (Vali veya Halife olursan) Allahtan kork ve adaletli ol’’ buyurmuştur.

Peygamberimiz bir keresinde uykusundan mütebessim şekilde uyanıp şunları söylemiştir: ‘’Rüyamda bana ümmetimden bir takım insanlar şu deniz üstündeki gemilere biniyorlar da, hükümdarların tahtları üzerine kuruldukları gibi kurularak, Allah yolunda deniz harbine giden gaziler olarak gösterildiler.’’ demiştir ve ilk deniz harbini düzenleyen kumandan olarak Muaviye bin Ebu Süfyan Hz.leri bu hadise de mazhar olmuştur.

Hz. Ömer de onu Suriye valisi olarak atamış ve tebasına onu methetmiştir: ‘Sizler Herakles ve Kisra’nın zekasına hayret ediyor, Muaviye’yi göz ardı ediyorsunuz.’ Yine bir başka seferinde Ömer bin Hattab’ın şöyle dediği rivayet edilir: ‘Benden sonra ayrılıktan sakının. Eğer böyle olursa bilin ki; Muaviye Şam’dadır. İşinizi ona tevdi ettiğinizde o bu sıkıntıyı giderir.

Rivayet edildiğine göre Abdullah bin Ömer de şöyle demiştir: ‘’Resulullah asm’dan sonra Muaviye’den daha iyi bir lider görmedim’’ dediğinde kendisine, hz. Ömer’den de mi?, denilince ‘’Allaha yemin ederim ki Ömer ondan daha hayırlı idi ama Muaviye ondan daha iyi bir liderdi’’ demiştir.

Hz. Osman döneminde de Suriye valiliğine devam eden Muaviye hazretleri, Hz. Osman’ın canilerce katledilmesi sonrasında halife olan Hz. Ali’ye biatinde şart koşup evvela maktul halife Osman’ın katillerinin bulunmasını talep etti. Bu talebinin sebeplerinden biri hem halife Osman’ın amcasının oğlu ve en güçlü velisi olması hem de halifenin hanımı Naile bint el Ferafisa’nın Hz. Osman’ın kanlı gömleğini Hz. Muaviye’ye gönderip, halifenin kanını dava etmesini talep etmesiydi. Şam halkı da biat etmemiş ve evvela katillerin cezalandırılmasını istemekteydi. Hazreti Muaviye’nin bu isteğinin içinde ne halife olmak ne de vali olmak gibi bir istek yoktu o da Hz. Ali’nin hilafetinin haklı olduğunu biliyordu. Zaten kendisi Hz. Ali hayattayken halifelik iddiasında bulunmamıştır. İlerleyen süreçte Hz. Hasan halifelikten çekilerek hilafeti Hz. Muaviye’ye devretmiştir. Peygamberimizin yıllar önce Hz. Hasan hakkında şöyle diyerek bu durumu evvelden bilmiştir: ‘’Benim bu oğlum seyyiddir. Umarım ki Allah bu oğlum sebebiyle Müslümanlardan iki büyük fırkanın arasını ıslah eder’’

Hz. Ali’de Hz. Muaviye’ de birbirine karşı kötü konuşmamış ve birbirini severlerdi. Hatta ilerleyen zamanlarda Ali bin Ebu Talip Hz.leri onun hakkında: ‘’Ey insanlar! Muaviye’nin emirliğini hor görmeyin, Allah’a yemin olsun ki onu kaybederseniz, enselerinden Ebu Cehil karpuzu gibi yere düşen başar göreceksiniz.’’ demiştir.
Hz. Muaviye’de Hz. Ali’nin vefatını duyduktan sonra ‘’İnne Lillehi ve İnne İleyhi Raciun’’ demiş ve ağlamıştır. Bunu gören hanımı, savaştığın birisi için mi ağlıyorsun, diye sorunca; “sana yazıklar olsun ki insanların fazilet, ilim ve fıkıhta ne kaybettiğini bilmiyorsun’’ demiştir.

Abdülhakim Arvasi hazretlerinin vardığı sonuç itibariyle ‘’Hz. Ali kesinlikle haklıydı, Hz. Muaviye’de haksız değildi’’ sözünü aktarabiliriz. Daha detaylı yorumlar yapıp Ashab-ı kiramdan birini incitmekten korkarız ve onları kendi küçük çapımızla tartabilecek konumda olmadığımızı da ifade ederiz.

“Ashabımın kötülüklerini anmayın ki, kalpleriniz onlar üzerine (onlara sevgi hususunda) değişmesin. Ashabımın iyiliklerini anın ta ki, gönülleriniz (onlara) ülfet etsin.’’ (HŞ)

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden

© 2022 Seriyye Dergisi