Hikmet ve Tefekkür

Yazan: 17 Haziran 2021 1968

İlk insan ve peygamber Hz. Adem (a.s) ve Şari (s.a.v)’e kadar gönderilen peygamberler, tarih boyunca imana bağlı tefekkürün hakikati derinleştirici ve genişletici adı olan hikmetin kaynağı mesabesinde olmuşlar, nur huzmelerinden müteşekkil büyük fikir ve aksiyon sahibi olucu halleriyle İslam’ın gerçek temsilcileri olarak anılmışlardır.

İslam haricindeki inanışların ve sembol şahsiyetlerin insanlığı ne tür hezeyanlar ve sapkınlıklar içerisine sevk ettiğini misallerle irdeleyerek meselemizin istikametine yön verelim. Tabii bu hususta yazımız, Servet Turgut'un özellikle üzerinde durduğu, kendi tabiriyle “şeytan hacetgâhı Avrupa” özelinde olacaktır.

Avrupa, “Yunan mucizesi” olarak tabir ettiği Antik Yunan’ın tüm medeniyetlere esas teşkil ettiği martavalını her coğrafya ve her millete bir göz bağcılığı marifetiyle dayatmıştır. Antik Yunan’dan daha köklü tarihi olan Mısır, Mezopotamya ya da Fenike medeniyetleri ortadayken Batı’nın sembol şahsiyetleri Thales, Pisagor, Sokrates, Platon, Aristo gibi isimleri bize aziz belletmiş ve muhayyilemize “fikri için ölen haysiyetli Sokrates” mottosunu -eşcinsel ve putperest haline rağmen- kazımıştır.

İşte, medeniyetin başladığı Avrupa (!) Hz. İsa (a.s)’nın bildirdiği ilahi mesajı, üstünden daha on yıllar geçmişken ifsad etmiş yönüyle insanlığın, Üstadın tabiriyle, üzerine masum ayağı basmadığı yer olmanın hakkını veren bir fikir ve ruh coğrafyasıdır...

Avrupa, geçmişte Yunan felsefesi, günümüzde materyalizm olmak üzere İslam’ın hikmetine bigâne tüm oluşların kaynağı, Müslümanların başına bela olmuş her işin baş müsebbibidir. Bizi muasır medeniyet seviyesine ulaşma desisesine hasretmiş, bizi ne Doğulu ne de tam Batılı olamayıcı halimizle güneşi astarında kaybetmiş şaşkınlar derekesine düşürmüştür. Avrupa, şeriat idrakinin yüksek şahsiyetlerinden İmam Gazali Hazretlerini İslam tefekkür yolunun tıkayıcısı olduğunu, maddeye Allah gibi ezelilik atfeden, Allah'ın tikelleri bilemeyeceği gibi Yunan filozoflarının zırvalarına inanan İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Farabi'den mülhem Meşayihleri ise, Doğu irfanının güçlendiricisi olduğu martavalını Kemalizm eliyle inandırmaya çalışmış, İslam’ı hedefleyen sinsi niyetiyle, bizdenmiş gibi duranlar vasıtasıyla, hakikati ters yüz edilmiş şekilde gösterme bozgunculuğuna girmiştir.

İslam, insanlığın karanlığa derç olmuş halinin merkezine bir yıldırım gibi düşmüş, insanları ilahi mesaja ram etmiş ve böylece akılları meflûç eden Yunan felsefesi, Gnostizm, Mitraizm gibi Batı tefekküründeki dalalet ve dalaletleri yönünde çerçevelendirilmekten kurtarmış, hakikate yol açıcı büyük ideoloji manzumesi etrafında halkalandırmıştır.

İslam, aklı, bütün hudutlarıyla ihata etmiş, tüm haklarıyla teslim almış ve hakikate erdirmiştir. Doğruyu öbürünün yanlışında aramak işi olan felsefe ise Batı tefekküründen doğmuş haliyle Avrupa medeniyetinin hakikatidir. Batı, kendine has hakikatine yani felsefesine bulaşık, içimizde infirat etmiş, doğru yolun sapık kolları eliyle Müslümanları asırlarca meşgul etmiştir.

İslam'ın iç hikmetlerinin ana unsuru tasavvufu, şeriata aykırı olarak gören kalp inceliklerinden nasipsiz, Allah Teala'ya (c.c) cisim özellikleri izafe eden tecsimci, teşbihçiler ortaya çıkmış, bu zümrenin salt kuru bilgiden müteşekkil bir alimi olan İbn-i Teymiyye, arşa kadimlik izafe ederek Platon’un İdealar kuramından kopya çekmiş, maddeye ezelilik atfetmiş, Antik Yunan felsefesine paye vermiştir. Takipçileri de güya İslam’ı ve şeriatı korudukları tesellisiyle dalalet içerisinde olmuşlardır.

Kuran'ı kuru akılla ele almanın sistemleşmiş hali Mutezile ekolü ise, iyilik yapanın mükafat, kötülük yapanın ceza görme zorunluluğu, kul için iyi olanın Allah'a gerekli olduğu (haşa) görüşlerine sahip olmakla; Platonculuk, Aristoculuktan kaynaklanan, alemin mümkün olan alemlerin en iyisi olması ve alemin Tanrı tarafından zorunlu olarak yaratılması, sudur etmesi gibi Yunanlılar’ın zorunluluk çemberi içerisindeki Tanrı tasavvuruna benzerlik göstermişlerdir.

4.Hikmet.ve.tefekkur.2

Her hakikate sahtesinin musallat olması kanunu icabı, İslami ölçülerin hakim olduğu devirlerde bile İslam coğrafyasında, yazımızda özetle izah ettiğimiz birçok sapık anlayışlar mantar gibi bitmiş ve bünyesinde Batı felsefesi zehrini ihtiva etmiştir. Bu zehrin tefekkürümüzde zerre etki bırakmaması için Allah ve Resulü'ne tam bağlılık bizim için temel kaide olmuştur.

Allah Resulü (s.a.v), muazzez Nebi, bizleri gerçek inkılaba bağlamış, gerçek hürriyetin hakka esaret olduğunu idrak ettirmiş ve sefil aklın başıboş hakikat arayışlarından müstağni kılınmış iman nurunu kalplerimize nakşetmiştir. Ve hakikati bu nurda aramanın Allah'ın memur kıldığı bir mükellefiyet olduğunu ihtar etmiştir.

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden

© 2022 Seriyye Dergisi