İnkardan Kaçarken Hikmetten Olmak!

Yazan: 23 Nisan 2024 1542

Soru…

Bir amaç uğruna muhatabına yöneltilen ve yanıt gerektiren söz ya da yazı...

İnsanoğluna mahsus bir eylem…

Aklın ölçü birimi…

İnsanın tükenmek bilmez merakının çocuğu…

Kulaktan gönle inecek yahut inmiş bir inancın, içeriye alınması ya da içerde kalmasını tayin edecek idrak zabiti aklın, elindeki dedektör…

Bir fikrin, inanışın, bilginin, tecrübenin imhasını da muhafazasını da temin için muhtaç olduğu iki tarafı keskin kılıç…

Nefsin elinde, ya da daha doğrusu, nefsinin elinde olanın elinde nice hakikatleri katlettiği gibi, nefsini eline alanların ellerinde de nice mutmainlik kaleleri fethetmiş namlı kılıç…

O kılıç ki, hikmet kalelerin de mana ganimetlerini mülk edinmiş, iman kınında huzura ermiştir. Onu inkâr taşıyla bileyip huzuru bozmaya çalışanları bozmak için de hak cengaverleri elin de sayısız kelleler almıştır…

‘At sahibine göre kişner.’ hakikati ışığında, soru sormak fiilin kötülüğü kendisinde değil soranın niyetindedir.

Ancak bugün bizim köylü bazı zümre ve fertlerin, “teslimiyete aykırılık” bağlantısı kurduğu soru sorma eylemini topyekûn tekfir etmekte… Bu reddediş bir nevi bir tarafını kesme korkusuyla evdeki bütün bıçakları çöpe atıp, bıçağın yararlı tarafından kendini mahrum bırakan kimsenin haline benziyor. Bizim köyde böylesi bir kanaatin oluşmasını yadırgamıyorum… Çünkü köylüm olanlar bilirler, kafayı sıyırıp kendini doğrayanalar da az değil beldemizde...

Ama artık bu korku psikolojisinin bize zarar verdiği de bir vaka...

Sorunun teslimiyete aykırılıkla bir bağlantısı olmadığını ifade sadedinde, ‘Halil’im’ hitabına mazhar olan Hz. İbrahim’in (A.S) yüce kitabımız Kuranı Kerimde geçen, hikmet arayıcı tavrını nakledelim:

“Hani İbrahim, "Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için" demişti. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra “(Allah ona) da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara 2/260)

Ayet mealinde görüldüğü üzere insanın, uymak, uyduğunu idrak etmek ve mutmain olmak için merak etmesinin teslimiyete aykırı bir tarafı yoktur. Hatta teslimiyeti artırıcı tesiri vardır. Haktan olanı idrak etmeye çalışmanın, kuru aklı ikna etmek için çalışanlarla bir akrabalığı da yoktur.

Nefsin emrindeki akılla, hakka tabi olan selim akıl karıştırılmamalı…

Nefis kaçmak için sorar, inkarına kılıf arar…

Selim akıl ise hikmet avcısıdır. Derine nüfus etmek için mutmain olmak için sorar.

Yani mutlak hakikatlere tabii olduktan sonra, tabiiyetini kesifleştirmek, inkâr edenlerin batıl mutlaklarını da sefilleştirmek için aklın ameli soruya ihtiyacımız var.

Nitekim tarihimizin meşhur teslimiyet örnekleri, akıl ağacından edinilmiş nice soru baltasını batılın putlarına savurmuştur.

Bir büyüğün, ‘Hesap günü yoktur.’ diyen ahmak bir adama cevabı geldi aklıma…

‘Madem hesap vermeyeceksin o halde neden utanıyorsun?’

İnsandaki utanma melekesinin varlığı, onun yükümlü bir varlık olduğunu ne de güzel ifade etmektedir.

Ya da evvelce ismini andığımız, adını anmaktan da bereket umduğumuz büyük peygamberin, Kuranı Kerimde geçen yakıcı muhakemesi tam burada yolumuza ışık tutacaktır:

“Gecenin karanlığı O’nu (İbrahim’i) kaplayınca O bir yıldız gördü. «Rabbim budur!» dedi. Yıldız batınca «Ben batanları sevmem!» dedi. (Daha sonra) Ay’ı doğarken görünce (yine) «Rabbim budur!” dedi. O da batınca «Rabbim bana doğru yolu göstermezse, elbette yoldan sapanlardan olurum.» dedi. Güneş’i doğarken görünce de «Rabbim budur! Zira bu daha büyük.» dedi. O da batınca dedi ki: «Ey kavmim! Ben sizin (Allah’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım! Benim Rabbim, bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’tır! Ben hanif olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.»” 

(En’âm, 6/76-79)

O günün şerli taassubunu oyup, Allah’ın lütfu ile Hakk’a uymanın yeterli örneği…

Velhasıl,  

Niyeti halis kimselere bıçağı yasak eden mahalle baskısından doğan teamüller, habis kimselerin köyümüzde külhanbeyliği taslamasına sebebiyet vermiştir. Kendi köyümüzde prangaya vurulmuş bir vaziyetteyiz. Bu sebeple dedelerimizden kalan süs niyetine kullandığımız eski kılıçları asılı olduğu duvardan indirmeli, köyümüzü, değneksiz köyde fink atan böylesi itlerden kurtarmalıyız!

Onların oymağa çalıştığı yere biz uyarak müdafaamızı gerçekleştirirken, onların uyduklarını da iman kınlı kılıçlarımızla oymalıyız!

Sorgulamayı kem görmektense, soruyu nasıl kullanacağımızı öğrenmeliyiz.

Soru vardır, Rabbi buldurur!

Soru vardır, hikmetten oldurur!

Rabbim bizleri sıratı müstakimden ayırmasın, hikmet sahibi kullarından eylesin…

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden

© 2022 Seriyye Dergisi