Türkiye'de Fikrin En Büyük Düşmanı, İktidarı Muhalefetiyle: Siyaset Kurumu!

Yazan: 17 Kasım 2021 431

Konuştuğu asla fikrin membaına taalluk etmez, hatta fikrin kışrına bile taalluk etmez. Konuştuğu, tavukları kümeslerine doğru kışkışlar gibi “Köylü Mehmet Amca”nın hislerini kendi menfaatinin kümesine doğru kışkışlarken çıkardığı kış kış sesinden ibarettir… Değeri ve hakikati budur yani…

Kafasının içi, insan haysiyetini kuşatıcı herhangi bir mutlak değerden yana boştur ama aynı kafasının tam ortasında, eğlenceli bir muğlaklık lunaparkı kuruludur. Haysiyet, bir atlıkarıncadır orada… Bu sebeple onun haysiyeti, daima bant kaydından kişner. İhlâs, bir dönme dolaptır orada… Bu sebeple onun ihlâsı, ezberlenmiş üç beş cümlenin, döne dolaşa ama daima ruhsuz bir perdeden ikrarını muhtevidir. Ve sadakat, bir gondoldur orada… Bu sebeple de onun sıdkı, gondolların mukabil kutuplarda git-gelleri hızınca tutum değiştirir, geçmiş yıl ya da ay bile değil, gündüz verdiği sözü akşam dürümüne katık yapıp yer ve gece verdiği sözü karanlığa getirip unutur, bununla da kalmaz, unutturur…

Ayılara inleri, arılara kovukları ne ise ona da partisi odur. Sırtını, meslekî mecburiyet gereği dayar gibi yaptığı Allah’a dayamaz da partisine dayar… Partisine dayanmış sırtıyla icabında Allah’a bile kabadayılık etmekten çekinmez… Bir farkla ki; bunu yaparken doğrudan değil dolaylı yollardan yapar. Hatta Allah’a karşı her gün kabadayılık ederken, Allah adamlığı pozu atmaktan da çekinmez…

Onun tüzük dediği şey şahsiyetinin büzüğüdür, ya da tersinden onun şahsiyeti büzülünce ortaya çıkan ortalama şey, partisinin tüzüğü olarak tescil olunur…

Parti denilen illetli yumruyu ortaya çıkaran bünye, belirttiği rejim itibariyle o kadar kalitesizdir ki; gerçek fikrin mengenesiyle yumrusu sıkılıp patlatılmadıkça, hücrelerine kadar illetle dolar, illetle doldukça da parti denilen yumruyu daha da azdırır…

İşte; müşahhas değil de mücerret bir tipleme olarak tariflendirmeye çalıştığımız o, bu azmışlığın, kalitesizliğin, illetli vaziyetin, ıslık çalınınca ortaya çıkan şeytancığı gibidir!

Bu yönüyle parti de, onun doğal yaşam alanıdır ve endemik edasıyla parti hinterlandında aynı o, fikirsiz ve patır kütür dolandıkça, gerçek yaşamı günden güne daha da yaşanmaz kılmaktadır…

İman, fikir, tarih, istikbâl, hikemiyat, mavera, mutlak, sanat da ne? İnsanı insan yapan ne kadar değer varsa, tek tek hepsinde onun gözleri oyulmuş ve tek tek yerlerine plastikten nifak, hamakat, menfaat, istikbâr, cehalet, masiva, muğlak, şatafat isimli boncuklar takılmıştır.

Ve boncuktan gözleriyle o, ne zaman devlete, bütün müesseseleriyle toplu bir bakış atsa, hülyaları gıcıklanır ve orada bitmez tükenmez bir deniz görür… Bu denizi, son zerresine kadar yemeli, son damlasına kadar içmelidir! Bilmektedir ki; kariyer denilen iksir ancak bu yolla hücrelerine kadar dolacak, bir telefonla iş bitirdiği efsanevî bir tarzda rivayet edilen mitik hayvanın gücü de böylece kendisine geçecektir!

Çok mu şeydir, onun istedikleri…

Daha Gençlik Kolları denen yöresel sunağa ilk diz çöktüğünde, Büyük Meclis denen Panteon’a girmenin hayalini kurar, her hayal enstantanesinde dizlerinin bağı gevşer, şehvet hattı geriye doğru yelpazelenip içinin tellerini mızraptan tırnaklarıyla titretir… Zira lif lif visale ermenin en ufkî yolu budur. Dilindeki Allah şöyle bir kenara dursun da -haşa!- içindeki hırs, şehvet, tamah, kibir, tul-i emel, haset isimli tanrıların gösterdiği istikamet de zaten bu ufka doğrudur… Hele, o ufka erdikten sonra bir de şakulî bir terfi ile bakanlık denen şevket yatağına bir uzanıverirse… Zordur ama onun için hayali bile ibadettir, cihana değerdir!

İskambil kâğıtlarının, tek bir gövdeye çift başla kurulmuş jokerleri, papazları, kızları gibi onun da biri “sağ” diğeri “sol” diye anılan çift başlı ama tek gövdeli bir endamı vardır. Sol endamına büründüğünde “sosyal demokrat”, sağ endamına büründüğünde “muhafazakâr demokrat” takılır… Bu vaziyetiyle de en çok, iktidar ve muhalefet kutuplu tahterevallide eğlenmeyi sever. Kâh iktidar olup yükseğe sıçrar kâh muhalefet olur alçağa konar… İktidar yüksekliğindeyken kâh sol olur kâh sağ… Muhalefet alçaklığındayken de kâh sol olur kâh sağ… Böylece ait olduğu kumarbaz rejim, kare masanın dört yanından da iskambil kâğıtlarını masanın ortasına şiddetle ve bizzat vurduğunda, eller değişir ama bir tek kendi eli değişmez ve o değişmeyen eli işledikçe de, iskambil kâğıtlarından tek gövdede çift başlı endamıyla bakan kendi prototip tiplemesi, yani bizim mücerret çizgilerle tariflendirmeye çalıştığımız tipleme değişmez, değişmediği yerden de pişmiş kelleler gibi sırıtıp durur…

Ve bu pişmiş kelle, kelle-paça dükkânlarının buharlı vitrinlerinden değil, siyaset kurumunun buhurlu camekânından hâl lisanıyla şöyle haykırır:

-Türkiye’de fikrin en büyük düşmanı, iktidarı, muhalefetiyle siyaset kurumudur ve ben de bu kurumun, iktidar ve muhalefet saflarında konuşlu, gurursuz gururuyum!

Son Tweetler

Çeyrek Müslüman İmalathanesi - Servet Turgut Seriyye Dergisi - Sayı 39 https://t.co/KKVZ7jkBnr
RT @SeriyyeVakfi: Üstadımız N. F. Kısakürek'in ÇÖLE İNEN NUR'u ile Reisimiz S. Turgut'un yeni çıkan 5 ciltlik GAYE İNSAN UFUK PEYGAMBER'ini…
Şef Garson Gazeteciler: "Ne Yazayım Patronuma!" - Servet Turgut Seriyye Dergisi - Sayı 39 https://t.co/4jr9STm6j8
Takip Et Seriyye Dergisi on Twitter

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden

© 2018 Seriyye Dergisi