Bunlar Kimlerden?

Yazan: 15 Ekim 2023 1795

İslam, ilahi hakikatleri ile insan ve toplum hayatını en iyi tesis eden, düzenleyen ve dünyayı insanlığın insanlık onuruna yaşanılır hale getirmeyi hedef edinen son, mutlak ve ebedi dindir. İslam dini, insanlığın bu hedefe ulaşabilmesi için temel kurallar getirmiştir ve hak dinin inananlarından bu kuralları noksansız bir şekilde ve hassasiyet göstererek uymalarını emretmiştir. Böylelikle İslam; hayatı, nesli, aklı, malı ve çevreyi korumak için bu temel kurallara uyulması gerektiğini ve bunlara yönelik tehditlerin bu şekilde ortadan kaldırılabileceğini ifade etmiştir. İşte gayrimeşru cinsel ilişkilerin tümünün günah olmasının ve yasaklanmasının sebebi de bu ilke ve kurallar uyarıncadır.

İslam, cinsel hayatın meşru çerçevede geçerli olabilmesi için bir kadın ile bir erkeğin arasında bir nikah akdine dayanan bir evlilik birliğinin olmasını aramıştır. Bu meşru daire dışındaki tüm cinsel ilişkileri ise zina olarak nitelemiştir İslam dini. Aile kurumu toplumun çekirdeğini oluşturmaktadır işte bu yüzden aile kurumunu tehdit eden şüphesiz en büyük tehlikelerden olan toplumsal düzenin bozulmasına ve nesillerin ziyan olup haya duygusunun yitirilmesine sebep olan ve dahası pek çok hastalığın da sebebi olan zina fiillerini Cenabı Hak yasaklamış ve yaklaşılmaması gerektiği emrini vermiştir.

Zinanın yanı sıra eşcinsellik de işte bütün çeşitleriyle açıkça yasaklanmıştır ve Kur’an-ı Kerim’de bunun çok çirkin bir fiil olduğu belirtilmiştir. Eşcinselliğin Allah’ın (cc) koyduğu sınırları çiğnemek olduğunu Kur’an-ı Kerim açıkça belirtmiştir. (Bu konuda Nisâ 4/ 15-16; A’raf, 7/80-84; Şuarâ 26/161-175 bkz.)

 

Belirtmek gerekir ki din, insanın fıtratına aykırı emir ve yasak içermez. Gerek zinanın gerek eşcinselliğin yasaklanmasındaki hikmet, evlilik ve aile olmanın meşru kılınmasındaki hikmet ile aynıdır. Yaratılışa en uygun nezih ve meşru bir cinsel hayat yaşanması ve insan neslinin nezih ve sağlıklı bir şekilde devamının istenmesidir. İşte Allah (cc) bu sebeple yaratılışa, bedensel öze ve ruha ters her türlü fiili yasaklamıştır ki eşcinsellik ve zina bu anlamdaki emir ve yasaklardandır. Öbür yandan eşcinselliğin ve zinanın yasaklanmasındaki öbür hikmet insan neslinin devamıdır ancak neslin meşru bir şekilde devamı kastedilmektedir. Cenabı Hak, bunun ancak meşru bir birliktelik ile tesisinin yani ancak helal yollarla bir araya gelmiş bir kadın ve bir erkeğin birlikteliği ile mümkün olabileceğini bizlere göstermiş ve öbür türlü her türlü cinsel ilişkiyi de yasaklamıştır.

Tarih boyunca hem şeytan hem de nefsin kirli hezeyanları sonucu insanlar sapkınlığı bir yaşayış seciyesi haline getirmiş ve bunu yaşam düsturu haline getirmeyi ne yazık ki başarmışlardır. Zina, apaçık büyük günahlardan olup yasaklanmıştır ki bugün değil yalnızca, her devirde kendine alıcı bulmuş adeta ticari hacmi fezayı aşan bir ciro hacmiyle yoluna devam etmiştir. Eşcinsellik de tarih boyunca insan fıtratına ters olduğu, hatta insani yaşayışın tüm yönlerine aykırı bir temayül olduğu halde kendisine alıcı bulmuş ve Batı’nın kendisini “onur” simgesi olarak logolaştırmasıyla zehrini sapık zihinlere şerbet diye sunmayı iyi bilmiştir.

Önemli bir ara bilgi olarak şunu belirtmek gerekir ki herkesin imtihanı farklı olabilir ve bu yönde insanda oluşmuş bir temayül, şahıs için bir imtihan vesilesi olabilir. Kişilerden beklenen bu şeytanın pisi pisilemesine süt gibi görünen zehirli aşa yanaşmaması ve kedi gibi sırnaşmamasıdır. Zira süt gibi görünen bu zehirli tabağı devirdiğinde döküldüğü zemini dahi eritecek kadar zararlı olduğunu kendisi görecektir. İşte kişi, müminlik vasfına sahip olup böyle bir derde müptela olduğu zaman, Allah’a (cc) tevekkül etmesi, sabretmesi ve imtihanına şükrederek böylesi bir fiiliyatı asla tatbik etmemesi gerekir çünkü bilinmelidir ki böyle bir derde düşmek kişiyi dininden etmez.

Diğer yandan, tarihte her devirde böyle fıtrata, yaşayışa, ahlaka, topluma ters anomalik bozukluklar baş göstermiştir. En son klas hareketini ise Yunan felsefesi ile yapmış ve Hristiyan ahlakı ile pekiştirmiştir. İşte hikmet(!) timsali Sokrates’ten itibaren hikmet vesilesi imiş gibi dünyada felsefe aklı ve Hristiyanlık ahlakı ile hikmet arayıcılarına yutturulan bu tür eşcinselliğin temayülü zamanla Helenistik felsefe ile işte güya insan hakkı olma vasfı kazanmış ve Hristiyan ahlakı ile de birleşince adeta kutsiyet kazanmıştır. Bakıldığında bugün artık bir demokrasi ve insan hakkı temeline dayandırılmış ve ufaktan ufaktan tüm devletlerin, tüm nizamların ahlaksızlık şubelerine koli koli satılmaya başlanmıştır. Hele bir de ülkemizdeki bu ahlaksızlık ve haşa Allah’sızlık ofislerinin İslam düşmanlığı ile birleşince ortalık tozdan dumandan geçilmez hale gelmiştir. Zira bu zehir tacirlerinin, zehri satış politikaları öyle bir tutmuştur ki bugün mümin olduğunu iddia edenlerin içlerinde dahi bu zehirli aşı öyle kaşık kaşık da değil adeta tabağı doğrudan mideye indirircesine yutan şahsiyetler peydah olmuştur.

Bu zehir tacirlerinin en büyük ortak özellikleri İslam dini düşmanlığıdır ki ilk bakışta direk renklerini belli ederler ve sizin İslam’dan imandan, din ve hakikatten bahsetmenize tahammül etmezler. Ebeveynlerine sövülse gıkı çıkmayacak bu şahsiyetlerin, İslam düşmanı olması acaba İslam’ın direkt kendisinden midir yoksa sadece emir ve yasaklarından mıdır sizce? Bu soruya verilecek cevapların ikisi de tektir. Ha İslam’ın kendisinden ha İslam’ın emir ve yasaklarından. İkisine de düşmanlık İslam’a ve en nihayetinde Allah’a düşmanlıktır. Bu şunu demeye benzer; “söylediklerini kabul etmiyorum, hoşuna gitmeyenlerden bana ne, hoşuna gitmeyen şeyleri de yaparım fakat seni seviyorum” cümlesindeki “seni seviyorum” ifadesi nasıl da sırıtıyor değil mi? İşte bu hakikat düşmanlığında “söylediklerini kabul etmiyorum, hoşuna gitmeyenlerden bana ne, hoşuna gitmeyen şeyleri de yaparım fakat seni seviyorum” cümlesi ile “söylediklerini kabul etmiyorum, hoşuna gitmeyenlerden bana ne, hoşuna gitmeyen şeyleri de yaparım ve SENİ SEVMİYORUM” cümlesi birbirine denktir.

Maalesef bu tür fikirsiz, ahlaksız, alakasız, her şeye ters ahlaki bozukluklara, bizden görünenlerde de rastlamak mümkündür. Onurun en zıt manasıyla düzenlenen haftaları ya da devlet düzenine karşı ufak çaplı isyanları bilirsiniz ya da sosyal medya kullanıcısı iseniz kullanıcı adının yanında LGBT bayrağı olan tesettürlü kadınları bilirsiniz yahut paylaşımlarının içlerinde destek verenleri görürsünüz. Tesettürlü olup bu tür cereyanların arkasından giden hatta eşcinsel olduğunu ifade etmekten çekinmeyenleri dahi vardır, rastlamak mümkündür. Yani bizden görünürler ancak deyim yerindeyse tokadın en okkalısını maalesef onlardan yeriz.

Bilmek gerekir ki mümin kişi, İslam’ın emir ve yasaklarını çiğnerse ve bu emir ve yasakları çiğnemenin günah olduğunu kabullenerek ve kendine hâkim olamayarak işlerse bu kişi günahkâr olur ancak kişi eğer İslam’ın emir ve yasaklarından herhangi birini inkâr ederek bu günahı işlerse işte o zaman küfre girmiş olur.

Bir diğer belirtilmesi gereken husus günahın aşikâr edilmesi meselesidir. Bir mümin eğer günahını alenen aşikâr ediyorsa bu kişiye ne olur? Bu meseleyle ilgili şu Hadis-i Şerif’i hatırlamak gerekir: "Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı alenî işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işlediği kötü bir ameli Allah örtmüştür. Ama, sabah olunca o: 'Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!' der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı alenî işlemenin bir çeşididir." [Buharî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52, (2990).]

 

Müminin, İslam’ın emir ve yasaklarını noksansız bir şekilde kabul etmesi kalp ile iman etmesi gerekir ve öyle yarısını kabul edip yarısını da “sonra düşünürüz” hesabıyla değil, kül halinde bütün olarak kabul etmesi ve böylelikle iman etmesi gerekir. En hassas ölçüsüyle şunu demek gerekir ki iman ve itikat esasında “yarım eşittir sıfırdır.”

Şimdi bir değerlendirme yapalım. Dedik ki bu tür toplulukların arasında bizden görünen insanlar var. Peki bunlara bakış nasıl olmalıdır? Evvela yukarıdaki Hadis-i Şerif’ten anlamak gerekiyor ki bu fiillerini bile isteye yapıyorlarsa Cenabı Allah’ın affından mahrum olacaklardır. Öbür yandan İslam dininin tüm emir ve yasaklarını kabullenip yalnızca bu hükmünü kabullenmemekle küfür batağına saplanacaklardır. Öte yandan tüm dini değerlerin ayaklar altına alınıp çiğnendiği organizasyonlarda bulunmaları onlar için en az bu eşcinsellik temayülleri kadar tehlikelidir. Zira bir Hadis-i Şerif’te de Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.”(Ebu Davud, Libas, 4/4031) Buradan da meselenin hassasiyetini anlamak gerekir ki durumun vehameti anlaşılsın. Zaten mümin görünüp aslında öyle olmayanlar için münafık dememiz gerekir. Bu insanların kalplerini açıp içlerini okumak kudretine haiz olmadığımızdan sadece şunu söyleyebiliyoruz: maalesef bu fiiliyatlar en az en az münafıklık alametleridir. Meselenin ehemmiyeti buradan anlaşılsın.

Bir yazısında Servet Turgut, yukarıda bahsettiğimiz İslam ve iman düşmanı zehir tacirleri için şu ifadeyi kullanmıştır: “Erkeği erkekle, kadını kadınla yatağa sokmak mevzuundaki iştahınızın, kıç ve çük algoritmalı bir şaşkınlıktan öte, din ve iman esaslı bir nefretten doğduğunu da biliyoruz!” Din ve iman düşmanlarının, küfür milletini bir araya toplamaktaki gayreti apaçık kendini aşikâr ediyor da bahsini ettiğimiz bu kişilerin, cehaletten mi kasten mi böyle bir sapkınlığa düçar olmasını izah edemiyoruz maalesef. Diğerlerini anladık da acaba bunlar kimlerden?

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden

© 2022 Seriyye Dergisi