Kaba Zihinleri Ya Da Zihin Kaba'ları, Heykellerce Dikilen Dindarlar...

Yazan: 17 Temmuz 2020 266

Heykelseverlik ve heykeldikerlik noktasında Kemalistleri anlarız, zira ontolojik hikâyesi bir yana, heykel sevmek ve dikmek her şeyden evvel, bir Mustafa Kemal sünnetidir. Tabiri düzeltelim; Mustafa Kemal heykeli dikmek, bir Mustafa Kemal sünneti olarak, Mustafa Kemal sevenleri için makbul bir iştir…

Ama Kemalist duyguları saydam ve gevşek çoğu kimse de bilmez ve Mustafa Kemal heykeli dikmek vakıasının, Mustafa Kemal’den sonra, Mustafa Kemal’e rağmen başlatılmış bir şey olduğunu sanır. Ancak gerçek böyle değildir…

İlk Mustafa Kemal heykeli, Mustafa Kemal hayatta iken, 1926’da İstanbul Sarayburnu’na dikilir. Herhalde bu heykel, Padişah Sarayının kalkık burnuna, onu baskılamak için kondurulmuş tunçtan bir tevazu kelebeği değildir!

Sonra Konya, Ankara, yeniden İstanbul derken, Mustafa Kemal yaşarken, Türkiye’ye 34 heykelini diktirir. Üstelik bunlardan bazılarında, Yunan tanrıları gibi anadan üryan olarak resmedilmiştir... Şimdiyse galiba tunçtan Mustafa Kemal heykelleri, Türkiye’nin etli kanlı nüfusuyla, nüfûzda da olmak üzere, yarışır sayıdadır…

Ama meselemiz, Mustafa Kemal heykellerinde, türbe çaputçusunun türbede gördüğünden daha fazla maharet gören Kemalistler değil de, Ak Parti iktidarında peyda olan, yeni nesil bir heykelsever ve heykeldiker kitle… Allah Resulü’nün, heykel vakıasına nasıl baktığını bildikleri halde, heykelseverlik ve heykeldikerlik eden kitle…

Zihin visallerine heykellerce talip olunmamışken, zihinlerini tam da heykellerin dikmiş gibi durduğu bu yeni nesil heykelsever ve heykeldiker kitle, tabiatlarındaki sahte takvalı sahte dindarlığın da sevkiyle galiba, bu heykelleri besmele çekerek dikmekte, böylece de tersinden, kendi kaba zihinleri ya da zihin kaba’ları, heykeller tarafından dikilmektedir!

Hatırlayın… Heykel fikrine, sırf Müslüman olduğu için karşı çıkan Necip Fazıl Kısakürek’in heykelini, idare ettikleri belediye önüne gururla dikenler de işte, heykellerin kendi zihin kaba’larını diktiği, bu sahte dindar kimselerdi…

Onlar, imanî şuur kaplamalı ama şeytanî gurur özlü bir duyguyla Necip Fazıl heykelini diktiler, Necip Fazıl heykeli de tersinden ve ters’lerinden, onları dikti ama kaplaması da, özü de imanî şuurla memlu birileri, Necip Fazıl heykelini yıkarak, gerçek müminliğin ne idüğünü gösterdi…

Hoş, sevdiği heykelden daha fazla idraki olmayan sözde muhafazakâr tipler, Necip Fazıl sevgisini, zihin kaba’larının evvela heykellerce dikildiğini orta yere serercesine, yıkılan Necip Fazıl heykeline ağıt yakmak şeklinde gösterdiler ya, ne çıkar…

Çıkanı şu; heykel dikmenin, heykellerce ters’inden dikilmek olduğunu anlamak, imanî duruşunun ters değil, düz olmasını icbar ettirdiğinden, tek bir ferde ve belediyeye has olmayan bu arızî vaziyet, başkaca örnekleriyle de teşekküle geldi. Mesela Recep Tayyip Erdoğan’ın heykelini sipariş eden Ak Partili bir belediye, utangaç heykelsever vasfıyla sonradan heykeli alamayınca, aldığı sipariş elinde kalan heykeltıraş, heykeli atölyesinin önünde sergilemeye başladı…

Atölye önünde sergilenen bu tunçtan Recep Tayyip Erdoğan heykelinin, aslında hal lisanıyla bütün dindar (!) heykelsever ve heykeldikerlere ihtar ettiği bir nasihati vardır:

“Recep Tayyip yaşarken olmuyorsa, öldüğünde bakılır… Şimdi etrafından dolanma vakti…”

Zira dıştaki aleni heykelseverlik, şeytanî bir mücerret duygudur ve içteki gizli putperestliğin, dışa vurmuş alametidir!

Recep Tayyip Erdoğan, onlara etli kanlı kaş çattıysa, onlar da kaş çatmış haliyle tunçtan heykelini diker, böylece ibadî işlerini gene husule getirirler… Heykelden öte heykel fikri, mücerret bir şey ya, elde avuçta durmaz ya, keskilere hulûl eder, çekiçlere duhul eder ve orta yere tunç bir plakanın içinden gene fışkırır…nfk.heykel

Allah’tan, Recep Tayyip Erdoğan halâ yaşıyor ve heykel fikrine Müslümanlığı gereği karşı da, onu içteki putçuluk fikrinin sevkiyle seven mühür sahipleri, heykelini dikmeden durabiliyorlar. Gene de yaşarken, bu iş için tevili mümkün olmayan sağlam kelam setleri koymak zorunda… Yoksa atölye önünde dikili heykelin telkiniyle, öldükten sonra milyonlarca heykeli dikilebilir. Zira Mustafa Kemal, kendi heykellerini diktirmek için gününün şartlarında, Avrupalı heykeltıraşlara, pahada handiyse Konya Ovası’nı satın alabilecek meblağlar ödemek zorunda kalmıştı. Oysa Ak Parti belediyeciliği için heykel dikmek, şakkadanak milyon adet icraya getirilebilecek bir iş…

Hele de, tarihî putperestlik, hayatlarında iken iyi anılmış insanlara özlemden husule gelmiş bir dalalet iken…

Bu dalaleti Ak Partili belediyeler şimdilik, tarihî Türk büyüklerinin heykelini dikmekle icraya getiriyor… En son Ak Partili Ordu Belediyesi, belediye önüne düzinelerce heykel dikmiş ve kendisini Türkiye gündemine, fahredilecek bir işin muvaffakı olarak takdim etmişti… Hoş, Türkiye, Ertuğrul Gazi heykeline bakıp da, kendisini televizyon izliyormuş gibi hissedince, bu muvaffaklığın kılçığı da boğazlarına kaçtı. Çünkü Ertuğrul Gazi diye, onu televizyon dizisinde oynayan artistin heykelini dikmişlerdi!dirilis

Aslında olaya doğru açıdan bakılsa, Ak Partili Ordu Belediyesi’nin, putçuluk fikri açısından doğru bir iş eylediği de görülür… Zira putçuluk, ölüp gideni hatırlamak üzere icraya gelen heykelcilik sanatıyla, erkek ve dişi cıvata gibidirler. Birinin girintisini, öbürünün çıkıntısı doldurur ve şeytanlığı, birbirine kenetli, birlikte husule getirirler. Televizyondaki artist, Ertuğrul Gazi’yi anımsatıyor ya hani, Ertuğrul Gazi heykeline giydirilecek en iyi suret de, onu en iyi anımsatacak suret olmamalı mıdır?

Ne ise ne…

Ortada olan aleni gerçek, İslam’ın, heykel vakıasına nasıl baktığı net iken, yıllar boyu heykel fikrine bu sebeple hep soğuk bakmış dindar bir kadronun, dindar kitlenin omuzlarında iktidara gelince aniden heykelsever ve heykeldiker olması…

Daha yeni, Necmettin Erbakan’ın dikilen heykeline milli vicdan infiale gelip de tepki koyunca, durumdan sorumlu Ak Partili belediye, şecaat arz edercesine şöyle demedi mi:

“Gösterilen tepki haksız. Bu Necmettin Erbakan heykeli, bizden önceki CHP’li belediye tarafından dikildi…”

Şecaat arz ederken, gerçekte sirkatin söyleyen bu müdafaa açıklamasına, milli vicdanın dili olsaydı, şöyle demez miydi:

“İşte eşek! Seni, İslam’ı yıkmak manasına dikilmişleri yıkasın diye getirmedim mi ben?”

Milli vicdan, sadece heykel mevzuunda değil, her meselede, getirdiğini bunun için getirdi de, İslam’ı yıkmak manasına dikili olanların yıkılması bir yana, İslam’ı yıkmak manasına yeni yeni şeyler dikildi, dikilmekte… Bunu anlamak için de en iyi ve müşahhas yol, dindarlarca sevilen ve dikilen heykel adetlerine bakılması ve ortaya bir heykel istatistiği çıkarılması…

Kim kimi, ne kadar dikmiş, ne kadar didiklemiş…

Son Tweetler

Yerli ve Milli Heykeller Geçidi: Artık Bizim De Bir Heykelimiz Var - M. Sefai Aydoğdu Seriyye Dergisi - Temmuz 202… https://t.co/TJXDO9MJOZ
RT @SeriyyeVakfi: İstanbul Sözleşmesi’nin ne olduğunu biliyoruz. Felsefi ve şeytani temellendirmeleri,görülmek istenmese de,tarafımızca yap…
İslam Hukuku'nda Boşanma - Zahide Özkal Seriyye Dergisi - Temmuz 2020 https://t.co/QFuzDFR1pB
Takip Et Seriyye Dergisi on Twitter

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden