Cello Hayri Ve Ekmeksizler

Yazan: 18 Nisan 2020 721

Sohbetlerine bizzat katılamadığım ama kendisiyle muhabbet edenlerden duyduğum kadarıyla nevi şahsına münhasır duruşu olan, fikrinde ve tavrında samimi, muhabbeti has Çemişgezekli Cello Hayri ağabeyimizle bir de ben tanışayım ziyaret edeyim dedim.

Kafaya koydum yanına gidiyorum, atladım otobüse herkesin ağzında N95 maske birbirleri ile konuşuyorlar, kalabalıkta ses o kadar itici ve yüksek geliyor ki, kulaklarım doğal olarak konuşmalara misafir oldu.

Tahmini 65-70 yaşlarında iki adamın konuşmasına iyice kesildim, vücudu gibi sesi de kaba olan adam diğerine, bu gorona insanları işinden gücünden etti, millet aç susuz kalacak dedi ve sonuna da ekleyerek sözlerine devam etti, Allah’tan biz erkenden emekli olduk da maaşımız her ay düzenli yatıyor, dedi.

Karşısında bulunan vücudu kaba, rakı göbekli, sesi Hüseyin kağıt gibi ince ama az da kırçıllı olan adam: “he valla aabiy, biz yırttık yırtmasına da bu gorona en çok biz yaşlarındaki insanları öldürüyormuş, yakalanırsak maaşı kim ne yapsın” dedi.

Ara ara göz göze geldiğim, benim gibi konuşmalara kulak veren bir ağabeyimiz aradan bir soru fırlattı yaşlı adamlara; “dayııı hadi biz zorunlu olarak işe gidiyoruz, dolmuşa binmek zorunda kalıyoruz, siz nereye gidiyorsunuz?”

Sesi gibi vücudu da kaba adam korktuğunu belli eden tiz sesiyle, “evde daraldık Ulus’a gezmeye gitmeyelim mi” dedi.

Genç ağabeyimiz sinirli bir şekilde mesaj mahiyetli bir şeyler söyledi, peşine de “dayıı dikkat edin ölünce maaşlarda düşüyor” deyince maskenin altında ağız, burun ve gözlerin birdenbire adeta yer değiştirdiğine şahit olduk. Genç ağabeyimizin konuşmasından sonra onlar gerekli mesajı aldılar!

Ulus’a gelmeden butona bastılar ve indiler. Sağlıklarını düşündüklerinden dolayı evlerine geri dönmek için inmediler! Bir sonraki gelen ücretsiz toplu taşıma araçlarına binecekler yine Ulus’a gidecekler, aslında Ulus’ta gezmek onlar için bahane, onlar toplu taşıma araçlarında ücretsiz binme saatini bekleyen, her gün düzenli olarak görevini yapan, otobüs şoförü kadar ring atan provokatör insanlardı!

Bu sefer, iki yaşlı adamın seslerini bastırdığı bir erkek ve bir kadının sesleri yükselmeye başladı. Kadının yüzü gözüme çarptı, yaptığı makyajı hesaba katmadan maskeyi takmış, maskenin ağız kısmına gelen tarafına kırmızı bir ruj bulaşmış, yanaklarına sürdüğü fondöten maskenin lastiklerine bulaşmış, maskenin lastiği baskı yaptıkça da fondöten dağılmış ve asıl ten rengi esmer olan ama yaptığı makyajla kumrallaşmaya çalışan kadın yanındaki adama:

“Suriyelilere yıllarca baktılar, milyonları harcadılar, yetmezse yine bakarız dediler şimdi kendi halkına bakamıyorlar, bakamadığı içinde yardım kampanyası başlattılar” dedi.

Yanındaki adam da “doğru söylüyorsun, bir de IMF bizden borç istedi diyorlar, madem o kadar paramız var niye kendi halkımıza para veremiyorsunuz da milletin cebinde ki paradan bağış istiyorsunuz” diye makyajlı kadını doğrular mahiyette konuştu konuştu...

İki yaşlı adama soru soran, verdiği mesajlarla adamları madara eden ağabey ile yine göz göze geldim, bu sefer sen birşeyler söyle dercesine baktı bana, durmadım ve müdahil oldum konuşmaya.

“Kusura bakmayın yüksek sesle konuştuğunuzdan, konuşmalarınıza kulak misafiri oldum, lafı uzatmadan size bir şey söyleyeceğim” dedim, bu sefer araçtaki diğer insanların da duyması için biraz yüksek bir sesle: “siz bağış yapmayın, size bağış yapın diyen mi var, devlet başkanımız biz bize yeteriz derken, bizden olanları kastetti, siz bizden değilsiniz ki!” dedim.

Ara ara göz göze geldiğimiz adamı gülme tutunca beni de gülme alıverdi, doğal olarak provakatif konuşmalarını kesmiş olduğum şahısları ter bastı, hatta kadının gözlerine çektiği rimelde bile inceden akıntı başladı.  Koca toplu taşıma aracı suspus oldu, cevap da veremediler, cevap verseler sinirlenmemin verdiği hızla daha üst perdeden konuşacaktım ama cevap bile vermedikleri için belki de karakolda bitecek olan hadise başlamadan son buldu.

Beni Çemişgezekli Cello Hayri ağabeyimizle tanıştıracak olan bir gönüldaşımla önceden randevulaştığımız yerde buluştuk. Sıhhıye köprüsünün ayak kısmında bulunan çay ocakları korona virüsünden dolayı kapalı, tabureler kaldırılmış vaziyette. İçerisinin gözükmemesi için camları gazeteler ile kapatılmış bir çay ocağına girdik, içeride üç ayrı masa, her masada bir kişi var, gözüm direk birisine takıldı, sırtı dönük hafif de fiyakalı duruşuyla oturan, elinde gazete olan bir adam vardı. İçimden kesin bu dedim, yanımdaki arkadaşta zaten direk ona doğru yöneldi. 

Selamun Aleyküm Hayri ağabey, dedi gönüldaşım.

Hayri ağabey elindeki gazeteyi ve çay bardağını bıraktı masaya ayağa kalktı, elini kalbine götürdü.

Ve Aleyküm Selaaam gardaşım hoş gelmişsiniz, dedi. 

O arada göz göze geldik Hayri ağabeyle, bu yigen kimdir diye sordu ve tanıştık. Çayları söyledi halimizi hatırımızı sordu, konu konuyu açtı birden elini masanın üstünde duran gazeteye sinirli sinirli vurarak “bunlar ekmeksiz ekmeksiz” diye bağırdı, “Devlet hastalığı bitirmek isterken bunlar hastalık üzerinden devleti yıpratmaya, halkı devletine düşman etmeye çalışıyorlar. Bu şerefsizler yok mu bu şerefsizler! Bunlar sokağa çıkma yasağı gelsin diye yırtınıyorlar ya hani, bunların derdi hastalığın son bulması değil, ekonomik anlamda devleti zora düşürmek, zora düşecek olan devleti de televizyonda, sosyal medyada provake etmek.!

Ahhh ulen devlet ahhh..! bir görev verecek bana, bak o zaman görün siz.

Ben devletin yerinde olsam bu korona ilacını bulmak için bunlara bulaştırır, deneme tahtası niyetine kullanırım bunları, bu seferde virüs benden daha mikropları varmış diye dile gelir, yakın beni diye feryat eder” dedi.

Ben refleks olarak güldüm, gülünce Cello Hayri ağabeyimiz kafasını bana çevirdi kaşlarını çattı, “Niye gülüyorsun ki yigen bunlar mikrobun da mikrobu, virüsün dile gelmesi seni güldürdüyse boşuna gülme...Bu virüsten daha tehlikeli olan kansızlık iki asırdır memleketimizin içinde var, yine virüsten daha tehlikeli olan kemalizm denen mikrop bir asırdır memleketimizde var, üstüne üstlük her gün dile getiriliyor..!

Halkın genelinde bağışıklık yaptığı için şimdilik etki etmiyor, yarın azgın dişlerini gösterdiğinde gülebilecek misin?”

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden