Buharî mi, Kadem mi?

Yazan: 01 Temmuz 2019 493

Evvela tarihi arka plânı ile birlikte bir Hadis nakledelim:

Sasanî tahtını 590 ila 628 tarihleri arasında idare eden 2. Hüsrev, Allah Resulü’nün gönderdikleri İslam’a davet mektubunu yırtıyor ve İnsanlık Fahri’nin:

“Allah da onun mülkünü parça parça etsin!”

Karşılıklarına muhatap oluyor. Bu andan itibaren iflah olmama sürecine giren ve 10 yıl içerisinde 14 hükümdar değişikliği yaşanan Sasaniler’in, müşahhas iflah olmayış durumlarını da gene bir Hadis çerçevelendirecek… Şöyle ki; 2. Hüsrev’den sonra 4 hükümdar geçtikten sonra, 2. Hüsrev’in sırasıyla Parandoth ve Azarmidoth isimli kızları Sasani tahtına oturacak, bu hadisenin haberi ulaştığında da Peygamberler Peygamberi şöyle buyuracaklar:

“Başlarına bir kadın geçiren kavim, asla iflah olmaz!”

Buharî’de geçen ve bir Hadis için bütün sahihlik şartlarını taşıyan bu Hadis aynen tahakkuk edecek ve name-i Peygamber’i yırtmak ve kadın idaresine girmek fiillerinin sürükleyiciliğiyle iflahı kesilmeye başlayan Sasaniler, çok kısa süre sonra tarihten silinecekler…

Şimdi de; KADEM genel merkezinin rutin seminerlerinden birinde Doç. Dr. Ülfet Görgülü’nün yaptığı şu açıklamayı okuyalım:

“İslam hukukuna göre kadının seçilme hakkı kapsamında, devlet başkanı olmasının önünde herhangi bir engel yoktur. Söz konusu ihtiyacın gelişen toplumsal şartlar, siyaset kurumu ve kadınların kişisel gelişim ve tercihleriyle ilgili olduğu görüşüne ulaştık. Biz kadının siyasal haklarının tespitinde Kur’an ve Sünnete dayanarak, İslam hukukuna göre hukuki eşitlik ve görev için gerekli ehliyet ilkelerinin belirleyici oluğunu düşünmekteyiz. Kadın yaratılıştan itibaren ‘insan’ ortak paydasında erkekle eşit statüye sahiptir…”

Bu iki nakilden sonra, Buharî’de mukayyet sahih bir Hadis ile KADEM’in ideolojik bir canhıraşlıkla savunduğu kıymet hükmü arasında bir birkaç işaretleme de bulunalım:

Evvela KADEM’in “Kadının devlet başkanı olmasına HERHANGİ BİR ENGEL yoktur!” deyişinden de anlaşılacağı üzere, Buhari’de mukayyet Hadis onlara göre “herhangi bir engel olma” vasfında değildir. Böyle bir durum da ise, ya Hadis inkâr edilir, ya da Hadis “keyfin kâhyasına” yorumlatılır. İkincisinin vaki olması durumunda ortaya “O ölçülendirme Sasaniler için geçerlidir!” diye bir zırva çıkar. Oysa bu Hadisin söylenme sebebi, herhangi bir illet belirtmez, ayrıca Allah Resulü, bu kıymet ölçülendirmesine bir kayıt koymaz, onu süreklilik ve umumilik belirten bir lisan ve manayla tekellüm ederler. Ama “keyfin kâhyası” durmaz ve “Peki buna ne diyeceksin?” diyerek bu defa Sebe Melikesi Belkıs örneğiyle ortaya çıkar ve Kuran’dan ayet okur:

“Ben, onlara (Sebe halkına) hükümdarlık eden, kendisine her şeyden bolca verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın gördüm.” (Neml-23)

Oysa bu ayeti takip eden ayeti de okumalıdırlar:

“Onun ve kavminin, Allah’ı bırakıp güneşe taptıklarını gördüm. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve böylece onları yoldan çıkarmış. Bu yüzden de onlar doğru yolu bulamıyorlar…” (Neml-24)

Yani Belkıs ve kavmi, Süleyman Peygamber’e tabi olana kadar kendi hükümdarlığı bağlamında zaten felaha ermiş bir melike ve topluluk değildirler. Şeytan yaptıklarını onlara süslü göstermekte, daha ne olsun işte, güneşe tapmaktadırlar!

Aslında bunca nispet ve kıyas ölçülendirmesi yapmanın bir anlamı da yoktur. Tarih ortadadır: Allah Resulü ve hemen ardından gelen Dört Halife devri… Emeviler, Abbasiler… Karahanlılar, Selçuklular, Osmanlılar… Diğerleri, diğerleri… İslam tarihini en başından en sonuna kadar takip edin ve İslam dini ile arasını “Devletimin dini yoktur!” gibi bir kayıtla açmış devirler hariç, kadının devlete reislik etmediğini görün! Bu kadının düşüklüğünü göstermez, fıtratının bir yansımasını, yerindeliğini belirtir… Zaten bunu da konuşmak yersizdir; çünkü Hadis; iflah olamama durumunu bütün toplumlar için genellerken, emrî kaidesini İSLAM’DA ve MÜSLÜMANLAR İÇİN hususileştirir. Fransız toplumu, kadını başına geçirsin, sonra da iflah olmasın, bize ne!

İşte Kadem mevzuundaki hususla ilgimiz de böyle bir duruma mütealliktir ki; Demokrasiyi ve Laikliği içine sindirmiş bir kadın, demokrasi ve laiklikle yönetilen bir ülkede ister “kadın devlet başkanı” olmak için, ister “kadın golfçu”, “kadın güreşçi”, “kadın inşaatçı” olsun bizi ilgilendirmez de; bunu sözüm ona İslamî bir form ve eda çerçevesinde yapmak ve İslam’ın hakikatlerini kendi vaziyetleriyle tebdil etmek isterlerse işte bizi ilgilendiren durumun gongu çalar… Zira Ülfet Görgülü, kadının devlet başkanı olmasını kendince bir ihtiyaç olarak ortaya koyuyor ve:

“Bu ihtiyacın gelişen toplumsal şartlar, siyaset kurumu ve kadınların kişisel gelişim ve tercihleriyle ilgili olduğu görüşüne ulaştık…”

Diyor. Yani kendileri böyle bir neticeye ulaşmışlar. Ve ulaştıkları bu netice, topyekûn tarihimiz boyunca gelmiş ulemanın ulaşmadığı bir netice, ya da ulaştıkları neticenin tam zıddıdır… Böyleyken gene de; Kuran ve Sünnet’e dayandıklarını söylüyorlar. Oysa dayandıkları şey, kurum isimlerinde de temsile çekilen “Demokrasi”den başkası değil… Problem de işte bu bağlamda azıyor. Yani gidip muhtarlığa da aday olsunlar, devlet başkanlığına da, şuna da buna da… Ama, İslamî ilimler sahasının tek bir vecibesine vakıf olmadan ve sadece modern çağ ve demokrasi kıstaslarına dayanarak kıymet hükmü paralamak, asla İslamî bir dünya görüşüne değil, İslam’ı lif lif yolmak, parça parça boşa çıkarmak yollu oryantalist davranışlarına muvafıktır. Niye anlaşılmaz; kaba akıl yalayıcılığıyla her bir Hadise yaklaşmak ve demokrasiyi boğumlanmış dev bir lokma iştahıyla hazmetmek davranışları arasındaki senkronizasyon, Hadisleri teker teker itibarsızlaştırmak ve oryantalizmi batman batman yaygınlaştırmaktan başka netice vermez!

Ne diyelim; “Kadından devlet başkanı olmaz!” kıymet hükmünü doğru bir idrakle “Kıymetli ve nazik bir vazoyla taş taşınmaz!” diye değil de, yanlış bir idrakle “Kadın, devlet başkanlığı gibi kıymetli bir makama oturacak kadar kıymetli değildir!” diye anlayan ve bu hamakat sürecinde de doğru yana kaymak yerine, bir dolu Hadise kıymayı tercih edenlere Demokrasi kutlu olsun, halis ve gerçek mümin ve müminelere de Buharî külliyatı mübarek olsun…

Son Tweetler

Ensarlık Nasibi ve Suriyeliler - Servet Turgut Seriyye Dergisi - Ağustos 2019 https://t.co/mjAIlphXMb https://t.co/FgYKceDvOM
Biz Kime Güvenek, Kime Danıştay’Ak? - Servet Turgut Seriyye Dergisi - Ağustos 2019 https://t.co/1GvucnYTHm https://t.co/EINgRO1u37
İstanbul Müftülüğü, Yeni Bir İşgal Üssü mü? - Servet Turgut Seriyye Dergisi - Ağustos 2019 https://t.co/wMHKhdKY7h https://t.co/yStlOnH9cH
Takip Et Seriyye Dergisi on Twitter

Dergiler