Allah Resulü Dernek Başkanı Değil, Devlet Başkanıydı!

Yazan: 17 Temmuz 2020 256

İslam’ın cemiyeti teshir eden cihetinden rahatsız olanlarca yıllardır sinsi bir operasyon yürütülüyor. Bu operasyonla birlikte amaçlanan şey ise şu: İslam’ı bir yoga ve onu temsilde baş örneklik olan Allah Resulü’nü de sanki bir kişisel gelişim uzmanıymış gibi göstererek Allah Resulü’nün devlet başkanlığı vasfını ve bu vasfın doğurduğu her alandaki iktidar olma hakkını da hiç etmek… Allah Resulü, kainatın sultanlığı vasfının yanında bir de sultan peygamberdi… Allah tarafından kendisine emredilen şeriatı, bu vasfıyla icra ediyordu… Beğenirsiniz veyahut beğenmezsiniz, bu böyle… Müslümanlık iddiasındaki bir insanın da Allah Resulü’nü bu cihetiyle benimsemesi, bir tercih meselesi değil, itikadî zorunluluktur…

İslam, bu topraklarda devlet olma iktidarından mahrum bırakıldı bırakılalı, onu bu iktidardan mahrum bırakanların İslam’a karşı yürüttükleri en büyük operasyon, fert fert ve topluluk halinde İslam’ın zerresini feda etmeksizin onu muhafaza ve müdafaa etmekle mükellef olan Müslümanların bu husustaki iradeleriyle birlikte bu hususa taalluk eden itikatlarını bozmaktır. Bu yönüyle büyük ölçüde başarılı da olmuşlardır zaten… Bugün İslam’a nispetlik noktasında vasatlık belirten Türkiye’nin herhangi bir ilinin şehir merkezinin en işlek caddesinde rastgele önünü çevirdiğiniz kişilere, “Şeriat denilince ne anlıyorsunuz? İslam’ın bütün emir ve yasaklarının bu devirde uygulanabilirliği hususunda ne düşünüyorsunuz? Bütün halde İslam’ı temsil ve icra etme noktasında dünyadaki mevcut siyasal sistemlerin buna uygun olup olmadığı hususunda düşünceleriniz nelerdir? Bugünün dünyasında İslam, devlet olma iktidarına sahip olmalı mı?” gibi sorular yöneltseniz ve bu soruların aynısını New York’ta, Tel Aviv’de, Berlin’de, Londra’da, Moskova’da önünü çevirdiğiniz insanlara sorsanız, emin olun, Türkiye’de alacağınız cevaplar ile saydığımız gayr-i müslim şehirlerde alacağınız cevaplar üç aşağı beş yukarı aynı olacaktır… Çünkü, genelde üç asırdır, özelde ise son bir asırdır Müslümanların itikadî anlamda küfür dünyasına göre çıkıntılık belirten bu yönleri düzlenmiştir. Siyasete, iktisada, iktidara, içtimai hayata talip olmayan bir İslam anlayışından batı zaten rahatsız değildir… Bu taleplerle karşısına çıkılmadığı müddetçe camiler Müslümanlar için Moskova’da da, New York’ta da, Berlin’de de sonuna kadar açıktır. Fikrin hür olduğu bir diyar her neresi olursa olsun –ki Türkiye de bu diyarlardan biri olduğu iddiasındadır- Müslüman, kendisine mikrofon uzatılıp az evvel sıraladığımız sorulardan sual edildiğinde İslam’ın bu husustaki muradına uygun bir şuuru kuşanmış olarak hiç gerilmeden ve çekinmeden fikrini çok net bir şekilde ifade edebilmelidir. Tabi önce bahsettiğimiz bu şuura sahip olmak şartıyla… Bahsettiğimiz operasyonla zaten bu şuur kılıcını elimizden aldılar… Bu şuuru ve bu şuurun kılıcını kuşanmadan hiçbir sahada Müslümanlara fetih hakkı doğmayacaktır!

Fikir ve iddia sahibi yüz tane Müslüman, şuursuz ve fikirsiz yüz bin kişilik KALABALIKtan daha tesirlidir! Sadece bu hikmeti anlayabilsek, topyekûn kurtuluşumuzun anahtarı cebimizde demektir.

Son Tweetler

Yerli ve Milli Heykeller Geçidi: Artık Bizim De Bir Heykelimiz Var - M. Sefai Aydoğdu Seriyye Dergisi - Temmuz 202… https://t.co/TJXDO9MJOZ
RT @SeriyyeVakfi: İstanbul Sözleşmesi’nin ne olduğunu biliyoruz. Felsefi ve şeytani temellendirmeleri,görülmek istenmese de,tarafımızca yap…
İslam Hukuku'nda Boşanma - Zahide Özkal Seriyye Dergisi - Temmuz 2020 https://t.co/QFuzDFR1pB
Takip Et Seriyye Dergisi on Twitter

Dergiler

Servet Turgut'un Kaleminden